Yirmi yıla yaklaşan meslek hayatımda yaşamın, hastalığın, ölümün ve ilacın anlamı üzerine çokça düşünmeme neden olacak deneyim yaşadığım kanaatindeyim. Bir şifa dükkânın hikayeleri bunlarla bezelidir. Yaşamın, hastalığın, ölümün ve şifanın arkasındaki varlıklar, yokluklar, sıkışmışlıklar…
Uzun yıllar dostlarımızla ücretsiz aşı talebiyle yürüttüğümüz kolektif mücadele sırasında karşılaşmadık sadece kanser hastalarıyla. Kendi eczanemizden tanıdığımız insanlardan biliyoruz, ilacına ulaşamazken bir umut bize ulaştıkları anlardan biliyoruz yaşadıklarının yüklerini. Umutlarının son uğraklarında birçok insan aynı sözlerle gözlerimizin içine bakarken, telefonun ucunda nefesini tutarken şöyle derdi, “Küba’da ilacı varmış?..”
Eczacılık fakültesinde okurken İstanbul’da bir üniversiteye Havana Belediye Başkan Yardımcısı gelmişti sanırım, laboratuvar dersinden kaçıp gitmiştim. O gün orada dinlediklerimden çok etkilenmiştim, yaşım yirmiydi, metilen mavisi kollutuvarı yapmaktan daha kıymetliydi o gün öğrendiklerim. Mezun olduğumda uçak parası biriktirir biriktirmez Küba’ya gidecektim, gittim, yaşım yirmi dörttü. Julia Antonio Mella Uluslararası Dayanışma Kampında bulundum, insanlığa dair umudumu kimse arttıramazdı böyle, Fidel sağdı Devrim Meydanı’nda 1 Mayıs kutladığımda. Sonrasında da gittim iki kere.
Sanırım bunları bilenler aracılığıyla beklenti içeren “Küba’da ilacı varmış…” sözüyle en çok karşılaşan eczacılardan biri olabilirim. Peşinden gelen soruların her birine bazen Küba Dostluk Derneği aracılığı ile bazen bizzat yardımcı olmaya çalıştım, Küba’daki umudu yeşertme ihtimaliyle.
Pandemi günlerinde “gelişmiş ülkeler” birbirinin maskesini havalimanlarında çalarken Küba en yiğit doktorlarını çıkarsızca dünyada nerede ihtiyaç varsa oralara gönderdi insanlığın yardımına koşmaları için. Ülkemizde 6 Şubat depreminin hemen ertesinde Kızılay eczacılara çadır satmaya çalışırken Kübalı doktorlar çoktan Kahramanmaraş’ta yurttaşlarımızı sağaltmak için hazır bulunuyordu. Doktor Che’nin yoldaşlarına yakışanı yaptılar onlar, öyle bir ahlakın taşıyıcılarıydılar. Pandemide maske çalanlarsa Filistin’de, Suriye’de, Lübnan’da, Venezuela’da yaptıkları yetmiyormuşçasına İran’da, Grönland’da, Küba’da, belki yarın güzel yurdumuzda zulmetmek için gün sayıyor… Küba’ya ilgileri ise özel.
Küba, ABD’nin yanı başında bir ada ülkesi. Fidel ve yoldaşları, emperyalistlerin bir batakhane olarak kullanmaya çalıştıkları bu adadan insanlığın umudunu yeşerttiler 1959 yılbaşında. O günden beri ABD ablukası altında yaşayan Küba’yı şimdi boğmak istiyor Epstein adasının müdavimi Trump ve yönetimi. “Küba sizin bildiğiniz adalara benzemez” demek durumundayız. Küba’ya güç vermek zorundayız. Borcumuzdur!
Bunca yıl zor şartlar altında boyun eğmeden, eşitlikten ve devrimci ahlakından vazgeçmeden kendini var eden, insanlığa hizmet sunan Küba’nın bu kez bizim dayanışmamıza ihtiyacı var. ABD ablukası nedeniyle ülkeye enerji kaynağı giremezken, ülke genelinde elektrik kesintileri yaşanmakta. Küba’nın her sokağında örgütlü olan halkının dayanışmasıyla hayat devam ediyor olsa da özellikle hastalar birçok ilacın yokluğunda zorluklar çekmekte. ABD ablukası nedeniyle bizim için basit bir molekül olan parasetamole ulaşılamadığını düşünün, bir çocuğun bu nedenle ateşler içinde kıvrandığını. Kronik hastaların ilacına ulaşmakta zorlandığını, hastanelerde operasyonlar için gerekli medikal malzemelere ulaşımda güçlük çekildiğini düşünün. Çirkin gülüşü, insanlıktan nasibini almamış sözleriyle Trump ve temsil ettiği anlayış karşısında boyun eğmedikleri için yaşıyorlar tüm bunları Kübalılar. Silvio Rodriguez bir şarkısında şunları dile getiriyor emperyalistlerin kirli çabalarına karşı, “Devrim yıkıldığında beni kayalardan sürükleyeceklerini söylüyorlar / ellerimi ve ağzımı parçalayacaklarını / gözlerimi çıkaracaklarını, dilimi koparacaklarını/ Yaşadığım gibi öleceğim!” Böyle direniyor Küba.
Bir gün bizim de başımıza geldiğinde bu dayanışmaya ihtiyaç duyacağımızı da unutmadan dayanışmalıyız Küba’yla. Bugün kendini tarihin ileriyi temsil eden tarafında gören, mazlumlarla yüreği birlikte attığını söyleyen, bir kere olsun Küba’nın bir umuduyla beslenen, emperyal alçaklıklara kendi dokunuşuyla bir tepki vermek isteyen herkesin bugün Küba’ya omuz çıkma günüdür. Meslek örgütlerimizin de.
Küba, bugün insanları kavgalarında taraflaşmaya davet ediyor.
Trump ve arkadaşlarının Epstein adası mı, yoksa Fidel ve yurttaşlarının Küba adası mı?
Sapkınların dünyayı dilediklerince sömürmesi mi, yoksa güleç yüzlü insanların eşitlikçi yaşamları mı? Bugün taraflaşma günüdür. ABD zulmüne boyun eğme değil, acısını kanırtma günüdür. Peki ABD’nin bu acısı nereden mi gelmektedir?
Nazım’ın dizeleri her şeyi anlatmakta, “Küba’da ilacı varmış” diyebilmek için sizi Küba’ya ilaç olmaya çağırmaktadır:
“…hikâye insanoğlu üstüne
insanoğlunun gençliği
umutları üstüne
hikâyeyi benden güzel anlattılar
benden güzel anlatacaklar
hikâyeyi dost düşman işitmeyen kalmadı
Batista kulluğundaydı Şehmeran’ın
şekerkamışı milyonerlerinin
Yankisinin de yerlisinin de
ve tütün ve kahve milyonerlerinin
Yankisinin de yerlisinin de
ve tanklı uçaklı elli binlik bir ordunun
ve de yiğitleri hadım ettikten
ve de gözlerini oyduktan sonra döve döve öldüren kışlaların
ve önlerinde sırtüstü cesetler çürüyen karakol kapılarının
ve her gece karakol duvarlarını yırtıp dışarı fırlayarak sıcak karanlıklarda kanlı kuşlar gibi çırpınan çığlıkların
ve Frankist papazların
ve kumarhanelerin
ve de eroin toptancılarının
ve gangsterlerin
Yankisinin de yerlisinin de
ve orospuların yalnız bir Havana’da on beş bin
ve karaya vurmuş bir köpek balığı gibi çürüyenin
ve baygın ağır çiçek kokularıyla karışık leş kokusunun generali Batista
tümü altı milyon nüfusunun dört milyonu aç ve
ve yüz bini verem
ve Yankilere son on yılda bir milyar dolardan çok kâr getiren Küba’da
Birleşik Amerika Devletleri elçisinin
Birleşik Amerika Devletleri kara hava ve deniz kuvvetlerinin
Birleşik Amerika Devletleri dolarının yıllardır kulluğundaydı
956’nin kasımında
Fidel de içlerinde
82 kişi Granma gemisinden denize indi
956’nın kasımında Küba kıyılarına sokulan Granma gemisinden denize inip yarı bellerine
kadar suya gömülü
ve silâhlarını başlarının üstüne tutarak
ve ansızın
ve bir anda açılan top ve mitralyöz ateşi altında karaya çıkıp
ve karanlıkları polis köpekleri gibi koklayan araştıran ışıldaklardan sakınarak
ve sarıldınız teslim olun seslerini
ve iri kurbağaları çiğneyip bataklıklara
ve şekerkamışı tarlalarına dalarak
ve palmiyelerle hindistancevizi ağaçlarının ardı sıra tepeleri tırmananlar
Sierra dağında buluştu
Fidel de içlerinde 82’nin 12’si sağ kalmıştı
Fidel de içlerinde 12 kişiydiler 56’nın kasımında
Fidel de içlerinde 150 kişiydiler aralığında 56’nın
Fidel de içlerinde 500 kişiydiler şubatında 57’nin
Fidel de içlerinde 1000 oldular 5000 oldular
Fidel de içlerinde
Fidel de içlerinde bir milyon yüz milyon bütün insanlık oldular
yıktılar Batista’yı 959’un ocağında
ve 50 binlik orduyu
ve şekerkamışı milyonerlerini
yerlisini de Yankisini de
ve tütün ve kahve milyonerlerinin
yerlisini de Yankisini de
ve kışlaları
ve önlerinde cesetler çürüyen karakolları
ve eroin toptancılarını
ve kumarhaneleri
ve Birleşik Amerika Devletleri hava deniz ve kara kuvvetlerini
ve Birleşik Amerika Devletleri dolarını
ve Küba’nın havasında ağır çiçek kokularına karışık leş kokusu dağıldı
yani Birleşik Amerika Devletleri korkusu…”




